Gezi Yazıları,  Polonya

Turistik Utanç: Auschwitz

Her ülkenin tarihinde mutlaka hataları, utançları vardır. Neden bilinmez ama bu tarihi utançlarımızı bile müzeleştirerek bugün insanlara servis etmekte oldukça başarılıyız. Böyle yerlerin başını da Polonya’nın Krakow’a 60 km uzaklıktaki tüm insanlık tarihinin en büyük vahşetininve soykırımınınyaşandığı Oswiecim şehri çekiyor.

DSC_0715

Krakow’a doğru yolculuk yaparken, rotamızı ilk olarak buraya çevirmiştik. Türkiye’deki tek yönlü yolların benzeri yolları var bu bölgenin. Auschwitz ve Birkenau Toplama kampları; Polonya’nın bu ufak kasabası Oswiecim’de bulunuyor. Buraya girişte ilk dikkatimi çeken burada bir yerleşimin, bir hayatın olmasıydı. Böylesine  eziyetlerin ve zulmün yaşandığı yerde yerleşim mi olur demeyin, gerçekten burada insanlar keyifle yaşıyorlar. Artık ne lanetli hikayeler, entrikalar dönüyor; az çok tahmin edebilirsiniz.

Kampın buraya kurulmasının basit bir nedeni var. Şehir Avrupa’nın en orta noktasında yer alıyor. Nehirlerle etrafının çevrili olması ise kaçış planlarının büyük bir bölümünü  suya düşürmüş.

Kamplara Giriş

Auschwitz Kampı’na girmek için en güzel yöntemlerden biri kesinlikle turlara katılmak. Danışmadan bilet ve rehberinizi duyabilmeniz için kulaklıklarınızı alıp kampa giriyorsunuz. Zaten hatırladığım kadarıyla bireysel gezilere izin verilmiyor. Farklı dil seçeneklerinde rehber eşliğinde turlara katılıyorsunuz ve yaklaşık 2-3 saat sürüyor. Turdan önce sinema bölümüne geçerek kamp hakkında üstün körü bir bilgi edinebilirsiniz.

Katıldığımız turun dili ingilizceydi ve çok iyi bir aksanla olayları tüm detayıyla anlatan; geçmişi de yine bu kamplara dayanan harika bir rehber vardı. Yaklaşık 7 Euro / 30 Zloty ödedik. Ödeme işlemlerini üzerinizde Zloty yoksa kredi kartıyla da gerçekleştirebiliyorsunuz. Burada hiç bir şekilde Euro geçmiyor. Bu yüzden kampın girişinde exchange office’e uğramakta fayda var. Bu arada kampa Krakow şehrinden de direk turlar bulunuyor, 40€ / 170 Zl. gibi bir fiyatı var.

DSC_0640

Kamplar hakkında genel bilgiler

Ölüm Kampı olarak da bilinen Auschwitz Kampı, önceleri askeri birliklerin yattığı lojmanlar olmasına rağmen Nazi Almanyası tarafından ele geçirelerek 2. Dünya Savaşı’nda kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma ve imha kampına dönüştürülmüş. Tüm Avrupa’dan Yahudiler’in yoğunlukta olduğu yaklaşık 1.3 Milyon insan buraya yerleştirilmiş ve 1.1 Milyon insan burada öldürülmüştür. İnsanlar başlarda silahlarla öldürülüp, mezarlara atılmış ancak daha sonra bu alanlara sığmayan ölüleri fırınlarda yakmaya başlamışlardır. Yaklaşık  900.000 kişinin gazla ve silahla, kalan 200 bin kişinin ise hastalık, kötü muamele, tıbbi deneyler nedeniyle ortalama kampa gelişlerinden itibaren 6 ay içerisinde öldükleri tahmin edilmektedir. Bu kadar insan öldürülürken de; öldürme işlerini (saç kesme, değerli eşyaları toplama, ceset yakma vb. işlemleri) başlarındaki SS (Schutzstaffel yani Koruma Timi) Askerleri’nin emirleriyle yine tutsaklar kendileri gerçekleştirmişlerdir. Bu olayın en korkunç yanı; çalıştırılmak için ayrılan güçlü erkeklerin bazen karşılarına kendi eşleri ya da çocukları geliyormuş ve onları öldürüp yakmak zorunda kalıyorlarmış.

DSC_0710

Kampın bulunduğu kasaba eski bir Yahudi kasabası olması nedeniyle de dikkat çekiyor. Nazi Dehşeti’nin sembolü olan bu kamp, 1979 yılından itibaren UNESCO tarafından korunuyor ve holokost anma mekanı olarak anılıyor.

‘Çalışmak özgür kılar.’ 

Kampa rehberimiz ve grubumuz eşliğinde giriyoruz. Kampın ilk olarak göreceğiniz noktası; giriş kapısı ve kapı üzerindeki tüm filmlerde gördüğünüz o yazı:

Arbeit macht Frei. (Çalışmak özgür kılar.)

DSC_0629

Geçmiş tarihin en büyük yalanlarından biri olan bu yazıda dikkat edilmesi gerekilen bir nokta var; B harfi ters konumlandırılmış. Bu da burada bir şeylerin ters gideceğinin sembolüymüş. Topladıkları insanlara her zaman daha çok çalışarak özgür kalacaklarını inandırmaya çalışmışlar.Farklı ülkelerden insanları toplarken de onlara Kanada’da refah içinde daha iyi bir yaşam standartı, iyi bir gelecek ve savaştan uzak bir özgürlük vaat etmişler. Yoksa milyonlarca insanın trenlere binerek ya da bindirilerek bir şekilde bu kamplara getirilmesi zor olabilirdi.

Rehberimiz ilk olarak bizi genel bilgilerin yer aldığı bölüme götürüyor. 1940 yılının ilkbaharında yaklaşık 5 km² alana  inşa edilmiş Auschwitz Kampı. Bu geniş alan içinde farklı 3 bölümü olan kampın tamamı kuvvetli elektrik akımı olan dikenli tellerle çevrilmiş. Başlangıçta bu kampın, savaş esirlerinin ve tutukluların zorunlu olarak SS için çalışması amacıyla kurulduğu sanılmış ancak kampın asıl amacı birkaç ay sonra ortaya çıkmış. 1941 Eylülü’nde de toplama kampının komutanı Rudolf Höss, tutukluların öldürülmesi için zehirli Zyklon B temin edilmesini istemiş. Çünkü tutuklular artık kampa sığmıyormuş. Aslında bir dezenfeksiyon maddesi olan Zyklon B, kapalı alanda yaydığı buharla dakikalar içinde ölüme sebebiyet veriyor. Bu gazı bulan ve keşfeden mühendis, yoğun talepler sonrasında gazın nereye gittiğini araştırmak için izini sürmüş. Gazın ulaştığı yeri ve hizmet ettiği amacı öğrenince ise kendisini vurarak intihar etmiş.

Önce Rus komiserler ve çalışamayan tutuklular öldürülmüş bu kamplarda. Kısa süre sonra da anne ve çocuklar ve diğer çalışamayacak kişiler kampa getirildiklerinde hemen ayıklanarak gaz odalarına gönderilmeye başlanmış. İnsanları ‘Duş alacaksınız’ emriyle gaz odalarına koyup kilitleyerek; aynı anda binlerce kişinin ölmesini sağlamışlar.

Zamanla gazlanarak öldürülen ve yakılarak külleri servis edilen insanları toplama işi Auschwitz’e sığmayınca; bu kamptan çok daha büyük gaz odaları ve fırınları olan; kapasitesi daha da büyük Birkenau kampını, şehire 3 kilometre uzaklığa kurmuşlar. Buradaki gaz odalarında aynı anda 6 bin kişinin yakıldığı söyleniyor. Fakat bu gaz odalarının gezilmesine izin verilmiyor.

Yine Birkenau Kampı’nda girişin yasak olduğu bir çok baraka var. Bu barakalarda yine o günlerden kalma değerli eşyaların özenle saklandığı tahmin ediliyor.

Kampın Azraili: Mengele

İnsanlar kampa ilk getirildiklerinde SS (Schutzstaffel) Askerleri ve Auschwitz’in Azraili olan doktor Joseph Mengele ve ekibi, tek bir el hareketiyle insanları iki gruba ayırıyormuş. Çalışabilecek durumda sağlıklı olanlar ve çalışamayacak durumdaki erkek, kadın, çocuk, yaşlı, sakat, çingene, hamile ve eşcinseller.

Başlarda kampa alınan insanların kaçmalarını önlemek ve kayıt altında tutabilmek amacıyla, mahkumların vücutlarına numaralar basılmış ve resimleri çekilmiş. Bu resimler barakalardan bir tanesinin koridorlarında sergileniyor; yüzlerindeki korkunç belirsizlik ve korku ifadesi ise bizi kahretti. Ölüme ayrılanları ise “Duş alıp, giysilerinizi değiştirmeniz için sizi barakalara götüreceğiz ” diye kandırıp gaz odalarına götürmüşler ve ardından duştan su yerine gaz verip bu insanları öldürmüşler. Ardından vücutlarındaki değerli bölümleri; saç, diş gibi, ayıklayıp; gaz odalarının hemen yan odalarındaki büyük fırınlarda yakmışlar.  İnsanlar yanarken çıkan yağdan sabun yapmış; külleriyle ise  dere  yataklarını doldurmuşlar. Bu küllerin bazı bölümlerde anı olarak korunduğunu görebilirsiniz. Tabii ki tüm bu sıralı işlemler kamp ilk kurulduğu zaman olan şeyler. Milyonlarca insanın buraya toplanmasının ardından bu tip işlemlerin hepsi geçerliliğini yitirmiş ve geriye iki işlem kalmış: Hızlıca ölüm ve  ya da ölene kadar çalışmak.

DSC_0677

Ayırma işlemi ya da kendi deyimleriyle tasnif işlemi sonucunda hayatta kalanlar, kampın yakınındaki endüstri işletmelerinde çalışmak zorunda bırakılmışlar. Bunlardan biri I.G. Farben firması bez ve sentetik kauçuk üreten bir tesismiş. Diğer bir büyük Alman firması Krupp’un da Auschwitz’in hemen yakınında fabrikaları varmış. Bu firmalar Nazi yöneticilere her işçi için kira ödüyor, dolayısıyla SS’ler esirler üzerinden gelir elde ediyorlarmış. Çalışan tutsaklara da yeterli yemek verilip sağlık ihtiyaçları karşılanmadığı için onlar da 2-6 ay arasında ölmüşler zaten.

Joseph Mengele denen caniye de özel bir parantez açıyor rehberimiz. Özellikle 10. blokta yaptığı ünlü deneylere. Örneğin testlerden birinde bir SS subayının paraşütle uçaktan atladığında ne kadar basınca dayanabileceğini ölçmek için, kamptaki tutsaklardan birini basınç odasına sokuyor; bu odada iç organları patlayana kadar basınç uyguluyormuş. Diğer bir deneyinde ise Kuzey Kutbu’na gidecek bir SS subayının deniz soğuğuna ne kadar dayanabileceğini; yine tutsakları buz dolu bir küvete sokarak ve soğuktan ölene kadar onları gözetim altında tutarak gözlemliyormuş. Bugün kamp alanında barakalardan birinde hala bu odayı ve küveti görebilirsiniz. Mengele saf bir ırk yaratmak için çalışmalar da yapmış; ve yine bu kamptaki tutsak çocukları fazlasıyla katletmiştir. Örneğin mavi göz yaratmak için çeşitli sıvılar geliştirmiş ve bunları çocukların gözlerine uygulayarak onların kör olmasına ya da ölümüne yol açmıştır. Aynı zamanda birçok esir üstünde anestezi uygulamadan vücutları üzerinde kanlı deneyler yapmıştır. Josef Mengele, yaptığı deneyler ve ürettiği ölümcül fikirleriyle yaklaşık 2 milyon kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor.

Barakalar

Kamp içerisinde yan yana dizilmiş tam 28 baraka var. Her barakada farklı bir tema var. Özel eşyalar, yatakhaneler vb. gezerken bu vahşet karşısında ruhen paramparça oluyorsunuz. Bu kampın 2 tane daha benzeri var, bunlar Monowice ve Birkenau. Bunlar haricinde Avrupa’nın pek çok bölgesinde 40’a yakın toplama kampı bulunuyor.

Kampları gezerken ağlayanlar, hüzünlenenler kaçınılmaz. Sinirleri bozulup dışarı çıkanlar ve geziyi yarıda bırakanlar da oluyor. Gerçekten korkunç bir katliam, dayanıklı olup her detayı dinlemek çok zor. Birkeanu Kampı’ndaki barakalarda 3 katlı tahta ranzalardan oluşan yatakhaneler, 180 kişinin aynı anda suyun sabunun olmadığı açıkta tuvaletini yaptığı delikler gibi bölümler var. Yine kampın meşhur görüntüsü ve istasyonu, buradaki gözlem kulesinden görüntüleniyor.

DSC_0738

Kamplarda yakılan insanların külleri çeşitli alanlarda kullanılmış. Bu küllerin bir çoğu herkesin bildiği gibi sabun olarak değerlendirilmiş. Bir kısmı tarlalara gübre olarak atılmış. Kamptaki Kanada ismindeki bir bölümde insanlardan toplanılan tüm değerli eşyalar Alman Hükümeti’ne iletilmiş ve Alman Hükümeti, örneğin insanların saçlarından kuzey ülkelerinde giyilmesi üzerine çoraplar üretmiş. Bu çoraplar hiç bir koşulda soğuğu ve suyu geçirmeyecek şekilde kaliteli ve çok değerliymiş.

Kampta bu eşyaların sergilendiği bölümlere girebiliyorsunuz. Bazılarında fotoğraf çekmek yasak. Yüzlerce ayakkabı,  tonlarca insan saçı, kişisel malzemeler, gözlükler, protezler vb. aklınıza gelebilecek her şey özenle toplanmış. Bir tanesinde ortalama 1.5 Milyon insan saçının sergilendiği bir bölüm var. Saçların toplam ağırlığı ise neredeyse 800 kilo. Diğer bir bölümde o döneme ait konserveler görülebilir. Kampın girişinde insanlara verdikleri tabaklar,  kaşıklar; diğer bir tarafta takma dişler, protezler. Bu bölüm çok acı verici. Özellikle ayakkabıların sergilendiği yerdeki o küçücük çocukların ayakkabıları inanılmaz yürek burkuyor.

DSC_0668

Farkettiyseniz saydıklarımın hepsi değerli eşyalar; kampta değersiz eşya olmayışının sebebi ise yine çok ince bir detay;

Almanlar bu kamplara insanları toplarken üst düzey bir yaşam standardı vaat etmişler demiştim. Fakat insanlara sundukları tek koşul ise yanlarına sadece tek bir bavul almaları. Size tek bir bavul alın ve göçün deseler ne yapardınız? Tabii en değerli eşyalarınızı yanınıza alırdınız. Tutsaklar da böyle yapmış, ve kampa girişte isimlerini üzerilerine yazarak teslim ettikleri bavullarına bir daha hiç ulaşamamışlar…

Tüm kamplarda tutsaklar her zaman çeşit çeşit kaçış planları yapmış. Toplamda kayıtlara geçen 802 tane bireysel kaçış deneyimi olmuş. Bunlardan 144’ü başarılı, 300’ü hakkında ise kesin bilgi yok. Kalan kaçışları yapanlar ya da kaçmaya yeltenenler bugünkü adıyla utanç duvarı önünde; kaldıkları bloklardan rastgele seçilen 10 başka tutsakla birlikte kurşuna dizilmişler. Kamp içerisinde değişik anlayışlarda suç ve ceza ilişkileri de kurulmuş. Örneğin askerlere saygısızlık yapan tutsaklar direk öldürülmek yerine; büyük bir sandık büyüklüğünde ve üst üste, alt alta konumlandırılmış etrafı duvarlarla örülü ‘the Bunker’ denilen tek kişilik hücrelerde haftalarca tutsak edilmiş. Bu şekilde normal tutsaklıklarına şükredip, onun değerini bilmeleri sağlanmaya çalışılmış. Tutsak edildikleri bu hücrelerde küçük delikler var. Yer altında olan bu hücreleri ziyaret ederken aklınıza ilk gelen şey bu deliklerin yemek verilmek için olduğuydu. Ancak o delikler, o odalara farelerin rahatça girmesi için bırakılmış.

Başarıyla sonuçlanan kaçış planlarından biri hatta filmlere de konu olan Kazimierz Piechowski ve arkadaşlarının kaçışı. The Runaway filminde hikayelerini daha detaylı izleyebilirsiniz. SS Askerlerinin tüm teçhizatlarını çalarak normal birer asker gibi arabayla kampın meşhur kapısından çıkıp gidiyorlar. Bunun haricinde de bir çok kaçış ve plan yer alıyor. Bunlardan bir diğeri ve hatta toplama kamplarının varlığını dünyaya ilk duyuran raporu da hazırlayan aynı şehirden iki arkadaş olan Rudolf Vrba ve Alfred Wetzler’in kaçışı. Odun barakalarının arasına saklanarak gerçekleştirdikleri kaçışları ardından yazdıkları 32 sayfalık rapor sayesinde bu kampları tüm dünyaya duyurmuşlar. Son olarak da kampta önemli görevler alan kadın Mala Zimetbaum’un bir tutsakla olan aşkı ve kaçışı da her ne kadar hüzünle sonuçlanmış olsa da, kaçış hikayeleri arasında efsane olmuştur. Kampta anlatılan onca kötü muamele ve insanlık dışı olaylardan sonra rehberin kaçışları anlatması ister istemez ufak bir tebessüm uyandırıyor gezginlerin suratında…

DSC_0728

Tablo: 1.300.000 Ölü

Auschwitz’te Nazilere bağlı SS güçleri tarafından yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi öldürüldü. Suçlu Nazi Almanyası Askerleri Kızıl Ordu onlara doğru yaklaşırken ölüm izlerini yok etmek için gaz odalarını ve barakaları 1944 yılının sonunda havaya uçurmaya çalıştı ve  tutukluları da kamptan tahliye edip,  batıya doğru sürgün ettiler. 30 baraka bu şekilde yakıldı ancak buna rağmen kalan barakalarda yüzlerce kutu Zyklon B, saçlar, altınlar ve küllerle birlikte; fotoğraflar kalmış.

Auschwitz’te kalanlar ise Sovyet birlikleri tarafından SS güçlerinin tüm engellemelerine rağmen kamptan kurtarılmış. ‘Ölüm yürüyüşü’ ile yola çıkan 56 bin kişiden 15 bini yolun sonunu görememiş ve Auschwitz’in son kurbanları olmuş.

16 Nisan 1947’de bu kampta, Auschwitz I’deki sergiye açık gaz odasının üstünde idam edilen Rudolf Höss, “Her öldürdüğüm 7 yahudi için 1 kağıt kullansam, buna Polonya’nın ormanları yetmezdi” demiş. Artık kayıtlara geçmeyen kaç milyon ölü var bunu siz düşünün.

Tüm bunlar olurken, Naziler bu kampı daha da büyütmeye ve daha çok insan öldürmeyi planlıyorlardı. Bu detaylı planları da rehber eşliğinde dinleyip; olabilecek katliamların bilançosunun on milyonlara ulaşabileceğini görebilirsiniz.

Son bir not vermek gerekirse; kamplarda Naziler tarafından hiç zengin ve soylu öldürülmemiştir. Katledilenler sadece fakir ve halktan insanlar. Zenginler şimdi de olduğu gibi, hayatlarına devam etmişler…

Yaşanılan vahşeti kelimelerle anlatmak çok zor… Gidip görmeniz dileğiyle…

DSC_0716

Seyahat etmeyi ve yazmayı; deneyimlerimi başka insanlarla paylaşmayı seviyorum. Yaptığım her gezi ve yazdığım her yazı bilinmeyen soruların ve tutkulu deneyimlerin bir parçası.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*