Gezi Yazıları,  Türkiye

Kütahya

Kütahya gezimizin ilk bölümünü Aizonai olarak yayınladım. Bu bölümünde ise Kütahya ilinin merkezinde görülmesi gereken bir kaç yerden ve tadılması gereken bir kaç lezzetten bahsedeceğim.

DSC_0712

Çavdarhisar’da ve Aizonai’de bolca gezdikten, tarihe tanıklık ettikten ve roma köprülerini fethettikten sonra Kütahya’ya doğru geri döndük. Güneşli bir pazar günü oluşu nedeniyle Kütahya Halkı, abartmıyorum nüfusun %80’i, kendini sokaklara atmış. Biz de bu halk arasında 3 yerli turist 26 plaka arabamızla gezmeye çabalıyoruz. E hayliyle gezemedik tabii. Biz de aracımızı park edip halka karışalım dedik hemen.

Kütahya’nın şehir içine girdiğinizde ilk gözünüze çarpan şey çarpık kentleşme oluyor. Çok iyi bir düzeni olmayan bir şehir Kütahya. Hatta çarpık kentleşme nedeniyle büyük belediye otobüsleri bile kullanılamıyor, sadece dolmuşlar var gördüğüm kadarıyla. Kırmızı-beyaz dolmuşlar…

Kütahya çok fazla gelişmemiş bir şehir. Deprem bölgesinde olmasına rağmen üfleseniz yıkılacak binaları var Kütahya’nın. Çok dayanıksız, çok eski, bitkin görünüyor hepsi. Kentsel dönüşüm Kütahya’ya uğrarsa, yepyeni bir şehir yaratırlar herhalde. Yolları, sokakları çok dar, kaldırım yok denecek kadar az. Evlerin hiçbirinde otopark yok. Kapalı Otoparkta çok fazla bulunmuyor. Hemen yanıbaşındaki Eskişehir’e göre bile çok geri kalmış aslında Kütahya. Eskişehir’de olan herşeye sahip ancak gelişememiş, ilginç bir şehir.

DSC_0646

Kütahya sokaklarında gezmeye başlıyoruz. Zaten sanırım en meşhur sokağı Cumhuriyet Caddesi yani Sevgi Yolu olarak geçiyor, bir diğer meşhur sokağı da tarihi evlerin olduğu Germiyan Sokak. Zaten insanlar hep bu sokaklarda.

Sevgi Yolu’nun hemen başında Vazo diye tabir edilen Fatih Sultan Mehmet Bulvarı yer alıyor. Burada aynı zamanda Kütahya Valiliği’de bulunuyor. Vazo’yu Kütahya’da herkes bilirmiş, öyle diyorlar. Kaybolursanız vazoyu sorduğunuzda herhangi bir yerden size tarif ederlermiş. Aklınızda bulunsun.

22124134
Vazoyu kendim çekemediğim için hali hazırda internette olan bir görseli alıntıladım efendim.

Vazo’dan Sevgi Yolu boyunca devam edince soluğu GPS’te de takip ettiğimiz üzere Arkeoloji Müzesi ve Ulu Camii yanında aldık. Önce arkeoloji müzesini ziyaret ettik. Müze kartlarımız burada geçerli.

Germiyan Beylerinden Umur Bin Savcı tarafından yapılmış bu eski medresede; Kütahya Çevresi’nde yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılan ve Miyosen döneminden itibaren, Paleolitik, Kalkolitik, Eski-Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler teşhir ediliyor. Müzenin içi oldukça ferah, aynı zamanda baya da havalı bir kubbesi var. Yalnız müzedeki odalara girerken dikkat edin ben 3-5 kere kafamı vurdum. Ayrıca müzedeki roma dönemine ait altın takılar/kolyeler ve eski Osmanlı paraları görülmeye değer. Yolunuz Kütahya’ya düşerse mutlaka bi yarım saatinizi bu müzeye ayırın. Görülesi, sevilesi bir yer.

DSC_0638

Müzenin hemen yanında Ulu Camii var. Bursa Ulu Camii ile karıştırmayalım, kıyaslamayalım tabii. Burası biraz daha ufak, naçizane Kütahya Halkı’nın ibadetlerini yerine getirdikleri bir camii. Zaten camiinin etrafında bayan popülasyonu da %2 sanırım. Yalnız çok güzel ucuz döner var camiinin yanında. Yarım ekmek 2 lira, ayran bedava. İçimde kaldı yiyemedim, Sinem yedirtmedi. Bi yiyeydim o dönerden, bir sarılaydım o dönerciye. Herneyse camii etrafında neredeyse dişi sinek bile yoktu. Biz de namaz vakti kalabalık olur diye girip gezmedik zaten camiiyi; onun yerine Kütahya’nın yöresel lezzetlerini tadalım dedik.

Kütahya’nın yöresel lezzetlerini tatmak isterseniz çevrede pek çok seçenek bulabilirsiniz ama benim tavsiyem Germiyan Sokak’a gidin. Bu sokak, eski Kütahya Evleri’nin olduğu sokak. Niye gidin diyorum, çünkü buradaki o muhteşem konakları Kütahya Belediyesi üç-beş kuruş ayırıp yıllardır restore edememiş. Kütahya Belediyesi’ni de geçtim, Kültür ve Turizm Bakanlığı buraya sahip çıkmamış. Çok şükür Anadolu Üniversitesi (övünmek gibi olmasın) bir kaç konağa el atmış, ayakta tutabilmiş. İşte siz de gidin de bu evler ilk depremde yıkılmadan, yerle bir olmadan son bir kez görün, o sokaklarda o tarihleri yaşayın ve konaklardan birinde yöresel lezzetleri tadın. Ayrıca Kütahya’nın 1.dereceden Deprem bölgesi olması nedeniyle, evlerin çok uzun zamanı yok bilginize!

DSC_0650

Germiyan Sokak’ta gezerken biz kendimizi zaman zaman Eskişehir Odunpazarı Evleri’nde sandık. Tabii ki Germiyan Sokak Odunpazarı’nın yanında solda sıfır ama yine de güzel bir sokak. Yer yer çökmüş binalar, yer yer yıllara meydan okumuş konaklar. Bazı konakların içinde hala yaşam mücadelesi veren insanlar da var. Kimi konaklar ise restore edilmiş ve işletme olarak hizmet veriyorlar. Kimisin de çini satılıyor, kimisin de yöresel yemekler.

DSC_0655

Biz Germiyan Sokak’ta gezerken soluğu sokaktan da adını alan Germiyan Konağı’nda alıyoruz. Germiyan Konağı ahşap Anadolu Mimarisi’nin en güzel örneklerinden biri olarak çıkıyor karşımıza. Giriş katında taşlık denilen genişçe bir alan; hemen yine giriş katında eskiden depo ve kiler olarak kullanılmış odalar bugün kasa ve mutfak olarak hizmet veriyor. Bir üst katta ise eskiden günlük kullanıma hizmet eden odalar; müşteriler için otantik olarak yeniden dizayn edilmiş yemek salonlarına dönüştürülmüş. Önceki dönemlerin aksine, bu dönem evlerinin dışları, saçakları, pervazları ve payandaları süslenirken, iç mekanlar aksine sade tutulmuş. Germiyan Konağı; Osmanlı Devrinde Şehzadelerin eğitim yeri olarakta kullanılmış ve Kütahya bu dönemde Nakkaş Şehri olarak da anılmış. Yani böylesine tarihi bir yere de tabii ki Kütahya’nın en lezzetli yöresel yemekleri yakışır, haydi beraber tadalım..

DSC_0677
Germiyan Konağı

Konağa girince hemen üst kata çıkıp görevliden yemek seçimleri konusunda yardım istedik. Efendim, siz siz olun yardım istemeyin. Bize bütün yemekleri tek tek anlattılar, kafamız allak bullak oldu. Aç karnım doydu, gözlerim yaşardı. Kütahya’nın yüzlerce çeşit yemeği varmış meğer. Yemek kültürü bir hayli geniş buranın. Şimdi şehir niye gelişmemiş anlıyorsunuz değil mi? Adamlar boyuna yemek yemiş kardeşim!

DSC_0673

Herneyse, garson hızla anlatırken ben aradan Sıkıcık Çorbası ve Tirit Yemeği’ni istedim. Yanına ev yapımı yayık ayran ve ardından da yine konağa özgü bir biçimde yapılan, çok met ettikleri İncir Tatlısı söyledim.

DSC_0662
Sıkıcık Çorbası

Kısa bir aradan sonra Sıkıcık Çorba’mızla kavuştuk. Çorbanın içinde bulgurdan yapılmış büyük büyük köfteler var. Aynı zamanda çorbanın içinde tarhana, un ve çeşitli baharatlar bulunuyor. Çorba isteğe göre üzerine Sarımsaklı Yoğurtlu (tavsiye ederim) servis ediliyor. Oldukça lezzetli ve hafif bir çorba. Annemde aslında buna benzer bir çorba yapardı benim, ama biz köfteli çorba gibi basit ve pratik bir isim koymuştuk buna. Kütahyalılar Sıkıcık demişler efendim, neden sıkıcık dediğimde ise abi elde sıkıyoruz yuvarlıyoruz o yüzden sıkıcık dediler. Bana biraz saçma geldiği için hemen araştırdım ve yine güzel bir hikayeyle karşılaştım siz sevgili blogseverler. İşin aslı şöyleymiş; dar gelirli bir annenin oğlu askerden gelmiş. Ekonomik sıkıntı olduğundan, kadın oğluna her gün başka isimler altında bu yemekten yapmış. Oğlu her gün eve geldiğinde ana bu akşam ne yiyeceğiz diye sorduğunda kadın ilk gün ‘Bali Guli Köftesi’, ikinci gün ‘Ense Patlatan Damak Şaklatan’ (benim favorim!), üçüncü gün ‘Deve Dolması’, dördüncü gün ‘Sıkıcık’ ve beşinci gün ‘Garip Köftesi’ demiş. Gel zaman git zaman bu yemeğin adı da Sıkıcık kalmış. Ama bence Ense Patlatan Damak Şaklatan kalsaymış çok güzel olurmuş. Hatta ben bu ismi çok sevdim ya, bundan sonra bloğumun adını ensepatlatandamakşaklatan.wordpress.com yapacağım!

DSC_0664
Tirit

Leziz çorbalarımızdan sonra sırada Tirit yemeği var efendim. Tirit yemeği de oldukça lezzetli ve hafif bir yemek. İsteğe göre Tavuk ya da Dana Eti/Kuzu Eti ile servis ediliyor. El ile açılmış yufkalar yuvarlak yuvarlak dolambaçlı bir hal (şibit) aldıktan sonra yanyana dizilip büyük tepsilerce fırına veriliyor. Yufkalar çıtır çıtır olunca fırından çıkarılıyor ve daha sonra da üzerine hazırladıkları tavukları ve tavuk suyunu döküp servis ediyorlar efendim. İsteğe göre üzerine,yanına yoğurt da koydurtabilirsiniz lakin biraz ısrar etmeniz gerekiyor. Yöresel lezzet ya, sahip çıkıyorlar, kolay kolay koymuyorlar. Tirit güzel bir yemek efendim, mutlaka deneyin tadın. yalnız yufka olduğu için iyice fırınlatın ve yemeden önce de bekleyin ki tavuk suyu biraz yumuşatsın. Öylesi daha lezzetli oluyor.

DSC_0671
İncir Tatlısı

Yemeklerden sonra İncir Tatlısı geldi. Çıtırdan Aşure’ye, biraz da Fırın Sütlaç’a benzeyen bu tatlı, oldukça hafifti. Porsiyonda küçük olduğundan ne ara geldi ne ara yedim yuttum hiç anlamadım. Lezzetli miydi? Eh işte, fena değildi. Ama daha iyisi olabilirdi. En azından porsiyonu biraz büyük tutsaymışlar iyiymiş.

Neyse efendim güzel yemeklerimizi de yedikten sonra konakta bir kaç fotoğraf çekip soluğu Kütahya Kalesi’nde aldık. Kütahya Kalesi var mıymış demeyin, biz de yeni öğrendik, varmış. Kütahya’nın gecekondu dolu yollarından, çarpık kentlerinden geçip ulaşabiliyorsunuz kaleye. Bizanslılar’dan kalma bu kalede Hisar Çaycısı denilen ufak bir ahşap kafe var. Aynı zamanda eskiden Döner Gazino denen ve gerçekten siz yemek yerken kendisi dönen bir gazino da bu kale içerisinde yer alıyor. Ancak şu anda kapalı, bilginize.

Kale’den Kütahya Şehri’ni panoramik olarak görüntülemeniz mümkün. Uçsuz bucaksız ovalar, dağlar, dereler ayaklarınızın altında. Oldukça yüksek bir yer olduğu için yaz kış sert rüzgar var dikkat edin, ona göre giyinin. Ayrıca çay içeceklere tavsiyem, çayınızı bardak olarak istemeyin, semaver isteyin. Zaten Kütahya’da yaptığımız en güzel şeydi bu bence, bol bol çay ve enfes bir manzara!

DSC_0709

Kale’yi gezip, biraz daha sokaklarda dolanıp yapacak başka da bir şey bulamayınca soluğu yeni açılan Sera Alış Veriş Merkezi’nde aldık. Mekan adeta Kütahya’da devrim niteliğinde bir yer. Kütahya’da görebileceğiniz en modern yapı diyebilirim. Zaten Kütahya Halkı akın etmiş buraya. Otoparkta araba bırakacak yer bulmak çok güç. Alış veriş merkezi içerisinde de bugün pek çok büyükşehirde rahatlıkla bulabileceğiniz tüm markalar var. Aynı zamanda yemek yemek için güzel bir Food-Court’ta yapılmış. Kütahya’da o kadar çok sıkılınca burası bize cennet gibi geldi nedense.

Sera AVM’de 2 saat oyalandıktan sonra Çiniciler Çarşısı’na uğrayıp Kütahya Turizmi’ne katkıda bulunduktan sonra Eskişehir’e doğru devam ettik. Yol üzerinden ucuz, sulu sulu benzinimizi de alıp sağ salim Eskişehir’e vardık.

Kütahya, şehir içi olarak iyi bir izlenim bırakmadı biz de. Ancak siz bu yörelere gidecekseniz Dumlupınar ya da Çavdarhisar’da bol bol gezip, Germiyan Konağı’nda yemek yiyip evinize dönebilirsiniz.

Kütahya Merkez biraz İzmir’in Buca’sına benziyor galiba ya?!

Kucak dolusu sevgiler efendim.

Seyahat etmeyi ve yazmayı; deneyimlerimi başka insanlarla paylaşmayı seviyorum. Yaptığım her gezi ve yazdığım her yazı bilinmeyen soruların ve tutkulu deneyimlerin bir parçası.

3 Yorum

  • muzaffer

    Kütahya eskişehirle aynı imkanlara sahipti demişsiniz de bu bilginin kaynağı nedir acaba? Gelişmemişlik sebebi olarak neyi görüyorsunuz imkanlar aynıysa? Kaleye çıkarken bahsettiğiniz “gecekondu”lar aslında eski kütahya diyebileceğimiz yerleşim yerleridir, gecekondu değillerdir, bakımsız evlerdir. Dolmuş demişsiniz ama Kütahya’da dolmuşlar kalkalı seneler oldu. O kırmızılı beyazlı taşıtlar otobüs. Diğer çoğu cümlenize katılıyorum(çarpık kentleşme vs.) ancak son olarak Kütahya’nın çarşı kültürünü baltalayan gelişmişliğe(!) özentilik mabedleri avmlerden bu kadar hoşlanmanız garibime gitti.

    • kulavuzm

      Merhabalar, öncelikle yapıcı eleştirileriniz ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim. 🙂 Yazımda bahsettiğim Kütahya ve Eskişehir’in aynı imkanlara sahip olması tabii ki bir resmi kaynağa dayanmayan, blogda da pek çok konuda gözlemlerime dayanarak yazdığım yazılar gibi yazdığım bir tanım sadece. Şehir, tarih, kültür vb. konularda gözlemlediğim ve araştırdığım kadarıyla pek çok benzerlikler bulunuyor. Aslında sadece Eskişehir ve Kütahya olarak da bakmamak lazım, bu civarlarda şehirlerin pek çoğu benzer olanaklara sahipken; belediyecilik ve şehirleşme gibi kavramlar çevresinde yaşadıkları olumlu ya da olumsuz gelişim süreçleri şu an ki durumlarını etkilenmiş olabilir. Eski Kütahya bölgesinde yazımda bahsetmediğim ufak bir kaybolma anımız oldu; bu anı çerçevesinde de oradaki gecekonduları gözlemleme imkanım oldu. Eski Kütahya evlerine Germiyan Sokak’taki evler gibi evler diyebiliriz belki fakat benim bahsettiklerim tamamen tuğla, beton, sıva ve kiremitten, kerpiçten yapılmış derme çatma evlerdi. Yoksa Eski Kütahya Evleri ve özellikle Germiyan Sokak benim çok hoşuma gitti ve bol bol fotoğrafladım. Ancak yazıda da belirttiğim gibi Kütahya Belediye’si bu evlere, tarihe daha çok sahip çıkmalı. Dolmuş tanımı içinse affınıza sığınıyorum, onların otobüs olduğunu düşünemedim ufak olduklarından dolayı. Midibus oldukları için dolmuş tabirini kullandım. Uyarınız için teşekkürler. Sera AVM’yi ise; Kütahya’nın dar sokakları ve yoğun trafiğinde geçen, biraz da şehrin yabancısı olmamızdan kaynaklanan yorucu bir günden sonra sığınıp, ferah bir nefes aldığımız için özellikle belirttim. Bizim gibi şehre alışık olmayanlar için hem ücretsiz otoparkı, hem de içerideki dükkanlar yardımcı olabilir. Bunlar haricinde bir de şehirdeki en yeni/modern yapılardan biri olma özelliği haricinde bence de çok bir önemi yok. Çarşı kültürünü baltalayacağı doğrudur, ancak bir AVM şehre biraz değişiklik katabilir, fakat fazlası kesinlikle zarar. Ayrıca AVM’ler de, içlerindeki mağazalar da pek çok personele ekmek kapısı olabiliyor. Tekrar teşekkürler. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*