Gezi Yazıları,  Türkiye

Kapadokya

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba. Bomboş geçen bir yaz. Nasıl geçtiğini bile anlayamadım. Lokal yerler dışında hiç bir yere gidemedim, gezemedim ne yazık ki. Fırsat bu fırsat, yaz okuluna gidip altta kalanın canı çıksın hesabı tüm derslerimi verdim ve gezi işlerini sonbahara attım.

Sonbahar gelip kapıdan merhaba diyince, gezme isteği harekete geçti hemen. Önce internette şöyle bir araştırma yapıldı, sonra dergiler incelendi, gezi bloglarına göz atıldı ve destinasyona karar verildi: Kapadokya!

Uzun zamandır gezmek istediğim cennetten bir köşeydi Kapadokya. Asmalı Konak dizisiyle başlayan Kapadokya hayallerini gerçeğe çevirme arzusuyla 1 hafta organizasyon işini ayarlamaya çalıştık. Otobüs biletleri ve konaklama pahalı olduğu için 2-3 arkadaşımızla araba kiralayıp kamp yapma fikri daha cazip ve eğlenceli geldi.

Otobüsle Eskişehir-Göreme yolculuğu için önce AŞTİ’ye gitmeniz gerekiyor;Eskişehir-Aşti 15 TL. Oradan da Nevşehir Seyahat otobüsleriyle Göreme’ye aktarma yapıyorsunuz, Ankara-Göreme 35 TL. AVIS’ten kiralayacağınız aracın günlük kirası 90 TL. 5 Kişi giderseniz eğer; 90×5=450 TL eder ve otobüs yolculuğundan ucuza gelir. Benzin işini de ucuza ayarlayacağınız konaklamayla dengeler hatta genel bütçenizde kara bile geçebilirsiniz (bizim gibi.)

28 Eylül Cuma sabahı kiraladığımız Fiat Linea’nın bagajını hınca hınç doldurduktan sonra yola çıktık. Rotamız; Eskişehir-Ankara-Gölbaşı-Tuz Gölü-Aksaray-Nevşehir olarak belirdik. Hesaplarımıza göre 5 saatte varmayı planlıyorduk ancak yol üzerindeki muazzam manzaralar nedeniyle (Gölbaşı, Tuz Gölü vb.) yolculuğumuz yaklaşık 8 saat sürdü. 🙂

Yolculuk esnasında Gölbaşı’nda 1 kez ve Tuz Gölü’nde 2 kez keyifli molalar verdik, aynı zamanda ufak tefek yerlerde sık sık durduk. Bol bol fotoğraf ve vidyolar çektik. Tuz Gölü’nde yaklaşık 2 saat geçirdik; gerçekten eşsiz bir yer Tuz Gölü. Bu göl nasıl oluşmuş, nasıl bu hale gelmiş anlamak mümkün değil. Tuz Gölü’nün kıyısına Tuz Gölü Müzesi kurulmuş. Müze olunca haliyle kapalı bir alan bekliyor insan ama Tuz Gölü’ne doğru uzanan bir yol ve yolun başında bir kafe, bir dükkan var sadece. Burada insanlar size birşeyler satmak ya da pazarlamak yerine sizi Tuz Gölü’yle başbaşa bırakmayı tercih ediyorlar.

Tuz Gölü’nde bol bol fotoğraf çektikten ve poşetlerimize tuz topladıktan sonra 3 saattir de yolda olmanın verdiği yorgunlukla hemen bir ağacın gölgesine çekildik. Güzel bir ‘Halil İbrahim’ sofrası hazırladık. Hande’nin yaptığı leziz kıymalı börekleri ve Sinemim’in yaptığı enfes jambonlu sandviçleri Emre’yle bir çırpıda yedik, süpürdük. 🙂 Hani yolculukların molası hep keyif verir ya, hayatımda en keyif aldığım yolculuk molalarından biriydi.

Moladan sonra yolumuza devam ettik, Tuz Gölü uzunca bir süre bizi takip etti, biz de onu. Bir süre sonra yol ayrımından Aksaray’a döndük, ufak bir yerel markete uğrayıp su vb. ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra hiç durmadan Nevşehir tabelasına kadar ilerledik. Nevşehir’e yaklaştıkça peri bacaları bekliyor insan ama bırakın Nevşehir’i; Göreme’ye varana kadar tek bir peribacası göremiyorsunuz. Nevşehir’e girer girmez Forum Nevşehir AVM karşıladı bizi; buraya da alışveriş merkezi açmışlar, yuh!

Nevşehir merkezinin pek bir cazibesini duymadığımız için burayı es geçip dosdoğru Göreme’ye yol aldık. Göreme’ye vardığımızda saat akşam 6-7 sularıydı. Yolculuğun verdiği yorgunluk, uykusuzluk, açlık ve duş ihtiyacı nedeniyle çok fazla gezmeden dosdoğru kamp yapacağımız alana yani Kaya Camping’e geldik.

Kaya Camping Göreme’in 2.5 KM yukarısında; Göreme Açık Hava Müzesi’nin ilerisine kurulmuş harika bir alan. Yaklaşık 100 çadır/karavan kapasitesi var. Tesis Kapadokya’ya hakim bir tepeye kurulmuş. Kamp denilince insanın aklına sadece ağaçlardan oluşan bir arsa geliyor ama Kaya Camping bu sınırların dışına çıkmış. Alanda Elektrik, WiFi, Market, Tourist Info, Havuz, Bar, Herkese Açık Mutfak (Ocak,Buzdolabı, Mutfak Malzemeleri dahil), Tertemiz Tuvaletler ve Duşlar, çamaşır yıkama hizmeti, kimyasal tuvalet ve şuan aklıma gelmeyen bir çok hizmet sağlanıyor. Saydıklarımın hepsi ücretsiz. Siz sadece kişi başı günlük 12 TL gibi komik bir rakam ödüyor ve gidip çadırınızı kurup muhteşem Kapadokya manzarasının keyfini çıkarıyorsunuz.

Kaya Camping’e gelir gelmez çadırlarımızı kurduk, hatunların hazırladığı akşam yemeğini yedik ve çok fazla oyalanmadan doğayla iç içe mışıl mışıl bir uyku çektik.

Ertesi gün sabah erkenden uyanıp Kapadokya manzarası eşliğinde bizim hatunların hazırladığı kahvaltımızı yaparak yola çıktık. Bahsettiğimiz gibi Kaya Camping’in mutfağından, malzemelerinden, etinden, sütünden herşeyinden yararlandık ve çok keyifli bir kahvaltı yaptık. Ardından yine tesisin diğer en büyük hizmeti olan açık havuzundan da faydalanmayı ihmal etmedik.

Kahvaltıdan ve yüzmeden sonra yola çıktık. İlk durak Göreme Açık Hava Müzesi. Göreme’nin tek ilgi çekici duraklarından birisiydi. En azından böyle söyleniyordu ancak bizim çok fazla ilgimizi çekmedi. Güzel bir yer ve doğal oluşumlar çok fazla. Ama içerisi inanılmaz kalabalık; sebebi Kiliseler. 3-4 tane kilise var içeride ve insanlar kiliselere girmek için kuyruk oluşturmuşlar. Biz hiçbirini gezemedik çünkü kuyrukta kaybedecek zamanımız yoktu. Buradan yakalayabildiğimiz kadar güzel kareler yakalayıp erkenden ayrıldık. Belirtmekte fayda var, Göreme Açık Hava Müzesi’nde Müze Kart geçerli.

Açık hava müzesinde yeterince oyalandıktan sonra yola devam ettik. Göreme’ye varmadan  sağ tarafta bir alan var. Bu alanın adını tam hatırlamıyorum ama 2 adet dilek ağacı var. Birine 1 lira karşılığında nazar boncuğu alıp bağlıyorsunuz, diğerine ise beyaz mendil vb. şeyler bağlanabiliyor. Hemen alt kısımında da at çiftliği var. Aynı zamanda alana sahiplik yapan bir dükkan da bulunuyor. Burdan da hediyelik eşya alabilir, çömlek yapımı izleyebilir ve yapabilirsiniz de.

İkinci durağımız benim çok merak ettiğim yerlerin ilki; Çavuşin. Burası Kapadokya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Bu nedenle de Bizanslılar’dan Selçuklular’a pek çok halka sahip çıkmış bir alan. Birden fazla kilise, camii ve diğer yapıları gözlemlemek mümkün. Çavuşin’de Vaftizci Yahya kilisesi bizim en çok ilgimizi çeken alandı. Kiliseyi yine gezmedik ama kilisenin olduğu tepeye çıkıp harika fotoğraflar çektik. Kapadokya’ya geliyorsanız Çavuşin sizin de ilk tercihlerinizden biri olsun!

Çavuşin’den sonra yine yöreye yakın; Zelve Açık Hava Müzesi’ne doğru devam ettik. Çavuşin’den buraya giderken Paşabağı’ndan geçiyorsunuz, burada durup peribacalarını kareleyebilir ve enfes gözlemeler yiyebilirsiniz. Peribacalarının en yoğun olduğu bölgelerden biri Paşabağı. Ancak en güzel fotoğrafları yakalayabilmek için benim yaptığım gibi en yüksek noktalara çıkıp alana bütünüyle hakim olabilirsiniz. Paşabağı’nda bir de kilise var (yine gezmedik). Aynı zamanda otopark ve giriş ücretsiz.

Paşabağı’ndan sonra Zelve’ye devam ettik. Zelve’de otopark ücretli, girişte müze kart geçerli.  Zelve Ören yeri üç vadiden oluşuyor. Peribacalarının en yoğun olduğu yerlerden bir diğeri burası. Sivri uçlu ve geniş gövdeli peribacalarının yanı sıra, yine dağlara oyulmuş Şarap Mahzenleri, Şaraphaneler, Setenler, Fırınlar vb. eski tarihi alanları karelemek mümkün. Ören yerinde her alanda Almanca, Fransızca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere açıklamalar mevcut.

Zelve’yi gezdikten sonra Göreme-Avanos yolunu takip ederek meşhur Avanos’a gidiyoruz. Avanos’ta çok fazla tarihi bir yer yok, buranın en büyük güzelliği ilçenin Kızılırmak Nehri’nin iki kıyısına kurulmuş olması. Avanos bize hemen Eskişehir’i anımsatıyor. Köprüleri, gondolları hatta nehir kıyısındaki Mado’su bile Eskişehir’le hemen hemen aynı 🙂

Avanos, Göreme ve Ürgüp’e göre daha gelişmiş bir ilçe. Aynı zamanda daha da büyük. Ürgüp ya da Göreme’de konaklıyorsanız siz de muhtemelen benzin, yiyecek, içecek, alkol, fast-food, restoran vb. ihtiyaçlarınızı en uygun şekilde burada karşılayabilirsiniz. 2 tane alışveriş merkezi bile var Avanos’ta!

Biz de yorgunluk ve karnımızın iyiden iyiye acıkmasıyla ucuz biryerden döner yaptırıp Kızılırmak kenarında afiyetle yedik; malum öğrencilik bunu gerektirir. 🙂

Avanos’tan sonra yolumuzu yine Avanos’a bağlı bir köye çeviriyoruz, Özkonak. Yaklaşık 15 KM uzaklıkta Avanos’a. Köy neyle mi meşhur? Tabii ki 5 katlı yeraltı şehriyle.

Özkonak Yeraltı Şehri’ne giriş müze kartla mümkün. Özkonak’ta tüneller ve oyma odalar haricinde; katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler var. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar ve uzun deliklerle sağlanmış. Adamlar nasıl yapmış be kardeşim diye hayretler içinde kalıyorsunuz bunları öğrenince. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oymuşlar. O zamanlar bu zeka, pes dedirtti bize.

Yeraltı şehri inanılmaz serin ve ferahtı. Dar geçitlerden, tünellerden geçerken çok keyif aldık, Özkonak biraz uzak ama fırsatınız varsa gitmenizi tavsiye ederim.

Özkonak’tan sonra yola devam ediyoruz, rota Uçhisar Kalesi’nde günbatımı keyfi. Yolda giderken Sinem güzel bir Ankara radyosu yakaladı. Baktık müthiş havalar çalıyor, durdurduk arabayı Emre kardeşimle karşılıklı oynadık. 🙂

Uçhisar’a giderken ününü çok duyduğumuz Turasan şaraplarından aldık. Yol üzerinde Güvercinlik Vadisi’ni de vadiye inmeden gezdik. Vadi 4 km ve zor bir inişi-çıkışı var. Bizi yemedi, vazgeçtik. Vadi adını içindeki güvercinliklerden alıyor. Vadide hala yüzlerce güvercin var.

Güvercinlik Vadisi’nden sonra Uçhisar Kalesi’ne çıktık. Aceleyle çıkınca da şarabı arabada unuttuk. 🙂 Gün batımını yavan bir şekilde izledik ama yine de büyük keyif aldık. Uçhisar Kalesi Kapadokya’nın zirvesi ve bence en güzel manzaraya sahip noktası. İnanılmaz etkilendim. Bölgeye çok hakim bir noktada bulunduğu için stratejik açıdan önemi büyük bir yer. Kalenin tünellerle bölgenin değişik noktalarına bağlandığı söyleniyor ancak henüz bu tünellere ulaşamamışlar. Bölgedeki birçok vadinin yanısıra Peribacaları’nın oluşmasında büyük öneme sahip Hasan ve Erciyes dağlarının muhteşem görüntüsünü de yine bu kaleden çıplak gözle izleyebilmek mümkün.

Uçhisar Kalesi’ni Nevşehir Belediyesi işletiyor. Dolayısıyla müze kart geçerli değil, giriş 2.5 TL (Öğrenci). Ancak verdiğiniz parayı fazlasıyla hakeden bir kale. Burada günbatımını izlemeden ölürseniz, o yaşadığınız hayata ben hayat demem. 🙂

Günü Uçhisar’da batırdıktan sonra Göreme’ye geri döndük. Göreme merkezinde biraz oyalandık. Merkezde bankamatikler var; banka yok. Benzinlik yok. Tuborg Bira satan büfe yok. Manav yok. Kredi kartıyla alışveriş yok. Bunlar Göreme’ye gelirken aklınızda bulunsun, biz çok sıkıntısını çektik. Özellikle Tuborg’un! 🙂

Akşam yemek için çok merak ettiğimiz leziz hamburgerleriyle meşhur Fat Boys Bar’a gitmek istedik fakat çok yorgun olmamız nedeniyle kamp alanına geri döndük. Sinem ve Hande makarna, salata vb. yemekler yaptılar sağolsunlar, akşam yemeğini bu şekilde geçiştirip gündüz aldığımız Turasan şarabını tattık.

Şarap ucuz (17 TL) olmasına rağmen inanılmaz lezzetli. Zaten dünyadaki pek çok yarışmada da ödül almış bir şarap markası; Turasan. Kapadokya’ya gittiğinizde mutlaka siz de bu şarabın tadına bakın.

Güzel bir uykunun ardından Pazar sabahı kahvaltımızı yapıp çadırlarımızı toplayıp kamptan ayrıldık. Bugün artık son günümüz Kapadokya’da. Rotamız ise, Ürgüp-Kaymaklı-Derinkuyu-Ihlara Vadisi-Eskişehir.

İlk durağımız meşhur Ürgüp. Ürgüp’e gelince ben şaşırdım, burada gezecek görecek pek yer yok. Burası daha çok turistlerin konakladığı bir oteller ilçesi olmuş. Her dağ, her oyma bir otel. Butik olsun, 5 yıldızlı olsun bir çok otel var Ürgüp’te. Merkezde bir terminal, ufak bir pasajı var. Tek güzelliği bankaların çok fazla oluşu.  Aynı zamanda araç kiralama, bim, migros vb. alışveriş merkezleri bulunuyor. İhtiyaçlar kenti Ürgüp.

Arabayı kenara park edip, biraz Ürgüp sokaklarında yürüyelim dedik. Genelde ilçeler büyükse; dar ve eğlenceli sokakları oluyor. Nitekim Ürgüp’te böyleydi, sokaklarında kaybolduk. Asmalı Konak tabelaları başladı bir süre sonra. Tabelaları takip edip meşhur dizinin çekildiği konağa vardık. Girişinde güzel bir anıtı var. Giriş 2 TL. İçeride sadece Seymen Ağa’nın (Özcan Deniz) odası ve Dicle’nin(ipek tuzcuoğlu) her bölüm 500 kez ağladığı mutfak ziyarete açık. Aynı zamanda konağın avlusunu tamamen gezebiliyorsunuz. Biz de buraları gezerken ortaokul yıllarına geri döndük. Zaman ne çabuk geçmiş!

Ama zaman oradaki halk için hala geçmemiş gibi. Konak önünde yaşlı yaşlı tombik teyzeler hala ‘kızım gel bi dicle sürmesi çekeyim, gel gel’ diye bağırarak müşteri peşinde koşuyorlar. İşte burası Türkiye, bir dizi bir şehiri bambaşka bir yere dönüştürebiliyor. (Bir diğer örnek: Ildır – Fatmagül’ün Suçu Ne?)

Ürgüp’ün bir diğer meşhur olduğu konu ise, tesadüfen karşılaştığımız Turasan Şarapları. Meğer bizim bayıldığımız şarap burada üretiliyormuş! Koştura koştura Turasan’ın Şaraphanesine girdik. Şarap tatmak istedik ancak şarap tadımı ve mahzen gezimi 12.5 TL idi. Biz de vazgeçip, beğendiğimiz Merlot-Boğazkere şarabından alıp Turasan’la helalleştik.

Ürgüp’te güzel bir tepe var, Temenni Tepesi adı. Tüm Ürgüp’e hakim bir tepe. Aynı zamanda güzel gözlemeleri var; tavsiye ederim. Biraz yorucu bir yolu var ama gözlemelere ve manzaraya değer.

Ürgüp’te yeterince vakit geçirdikten sonra Kaymaklı Yeraltı Şehri’ne doğru yol aldık. Bu yol diğerlerinden daha keyifli, daha başkaydı. Nevşehir’in güzel köyleri, güzel insanları hep bize eşlik etti. Kimi zaman inekler önümüzü kesti, kimi zaman biz yolları karıştırdık. Hani hep derler ya İç Anadolu insanı başkadır diye, aynen öyle. Yol üzerinde giderken kaybolduğumuz bir anda karşıdan gelen aracı durdurduk; Kaymaklı’nın yerini sorduk. Adam yolundan dönüp önümüze geçerek bizi yeraltı şehrinin önüne kadar götürdü. İnsanlık böyle bir şey işte. Ne benzin, ne kilometre önemli. İnsan olana, hoşgörü yeterli.

Kaymaklı Yeraltı Şehri, Nevşehir’e l9 km uzaklıkta, Nevşehir-Niğde karayolu üzerinde. l964 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri, ‘Kaymaklı Kalesi’ de denilen yerin altında bulunuyor. Şehir adını Kaymaklı Köyü’nden almış. Köy halkı bu yeraltı şehrinin etrafına evlerini, avlularını inşa etmiş ve hala bu yeraltı şehrine ait olan tünelleri, odaları kiler ve depo olarak kullanıyorlar. Yeraltı Şehri’nde çalışmalar hala devam ediyor ve şu ana kadar sadece 4 katı açılmış. Bu bile sizi büyülemek için fazlasıyla yeterli! Dar tüneller, kırmızı-sarı-kahverengi muhteşem tonlar fotoğraflarınız için harika bir atmosfer. Ayrıca Kaymaklı Yeraltı Şehri’ne giden yola karşılıklı dükkanlar kurulmuş. Kapalıçarşı havası olan bir yer. Burada hediyelik eşya seçeneği de çok fazla. Gezmenizi tavsiye ederim.

Kaymaklı’dan sonra sıradaki durağımız Derinkuyu Yeraltı Şehri. Nevşehir-niğde karayolu üzerinden Nevşehir’e 29 km uzaklıkta biyer. Derinliği 85m. Burası yeraltı şehrinde olması gereken tüm özelliklere sahip (ahır, kiler, yemekhane, kilise vb.).

Yeraltı şehrinin 3. ve 4. katlarından sonra merdivenle doğrudan doğruya derinlemesine inilmekte ve alt katta bulunan haç planlı kiliseye ulaşılmakta. Yeryüzü ile bağlantısı bulunan 55m. derinliğindeki havalandırma bacası, aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılıyor. Bacadan yukarı bakınca gökyüzünü, aşağı bakınca ise uçsuz bucaksız karanlığı görebilirsiniz. 1965 yılında açılan Derinkuyu yeraltı şehrinin sadece %10’u gezmeye açık. Ama bu kadarını bile gezmek bizi fazlasıyla yordu. Tamamı nasıldır düşünmek bile çok yorucu.

Derinkuyu’yu alt üst edip; Derinkuyu’nun önündeki kafeden güzel birer yayık ayranı içtik. Kafe sahibi Selim Abi’yi turistlerle Almanca konuşurken yakalayınca ‘Wo hast du Deutsch gelernt?’ diye sormadan edemedim. Abimiz 8 sene Almanya’da yaşadıktan sonra memleket hasretiyle Derinkuyu’ya dönmüş. Buradaki kafesini de uzun yıllardır layığıyla işletiyor. İğde ağaçlarının altında ferah bir atmosfer yaratmış. Ayranı da çok leziz!

Derinkuyu’dan sonra son durağımız Ihlara Vadisi’ne doğru yol aldık. Ihlara’ya vardıktan sonra hemen Melendiz Çayı’nın kenarındaki bir restoranda dinlendik. Vadi kenarında yemek için yanımıza bu restorandan Adana Dürüm’den, Köfte Ekmek’e kadar her türlü nevaleyi tedarik ettik. 🙂

Ihlara Vadisi Derinkuyu’ya yaklaşık 50 km uzaklıkta. Ürgüp’e ise 80 KM uzaklıkta. Aksaray’a bağlı, doğa harikası bir alan. 14 KM uzunluğunda akan Melendiz Çayı ve yer yer 110 metreyi bulan yüksek kayalar buraya adeta ‘Kanyon’ havası vermiş. Vadi adını Ihlara Belediyesi’nden almış; ya da belediye vadiden tam emin değilim. 🙂 Ancak vadi Ihlara’dan başlayıp, Selime’de son buluyor. Bu güzergahta çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Vadiye giriş pek çok alandan yapılabiliyor fakat biz kiliselere ve doğal güzelliklerin en fazla olduğu noktaya giriş yapabilmek için şehirdeki Ihlara Valley tabelalarını takip ettik. Daha sonra aracımızı otoparka bırakıp burada belki içeri sokamayız diye nevaleleri tüketip vadinin ana girişine doğru indik. Burada da müze kartı geçerli. Giriş yaptıktan sonra da yaklaşık 150 metre merdiven inerek Melendiz Çayı’na ulaştık. Vadide 10’a yakın resimleri iyi korunmuş kilise var. Biz biraz geç gittiğimiz ve güneşte battığı için vadide sadece 1 saat kalabildik ama vadininin güzelliğinin bizi ele geçirmesi için bu süre yeterliydi bile.

Yolunuz Kapadokya taraflarına düşerse mutlaka ama mutlaka Ihlara Vadisi’ne gelin ve gezin. Burada nehir kenarında yürüyüş yapın, kiliseleri gezin. Melendiz Çayı kenarında vadi içinde bir çay için. Doğayı ve özgürlüğü iliklerinize kadar hissedin.

Ihlara Vadisi’nden sonra hiç durmadan Ankara’ya kadar geri geldik. Ankara-Eskişehir yolunda ucuz benzinciler var, bunlardan biri JETPET. Eskişehirde 4.30 olan motorin fiyatı burada 3,70 idi. Tavsiye ederim! Aynı zamanda güzel de bir tesisi var, Ezogelin çorbası harikaydı. 🙂

Yaklaşık 5 saatlik bir yolculuğun ardından gece 01:00 sularında Eskişehir’e vardık. Doğayla başbaşa ve huzurlu bir gezinin ardından bu hareketli şehire dönmek üzücü. Kapadokya’nın hala etkisindeyiz; ve fırsatımız olursa tekrar tekrar gideceğiz!

Sevgiler herkese.

Seyahat etmeyi ve yazmayı; deneyimlerimi başka insanlarla paylaşmayı seviyorum. Yaptığım her gezi ve yazdığım her yazı bilinmeyen soruların ve tutkulu deneyimlerin bir parçası.

6 Yorum

  • Süvari

    Yazınızı sakin ve özenle okumaya başladım, fotoğrafları inceledim… Alkol kullanan bireyler olmanıza üzüldüm. O fotoğraflar diğer konuları gölgede bıraktı… Pek çok yabancı kaşif ve gezgin ekipleri takip ederim, nedense sadece bizim insanımız içkili fotoğraflar paylaşırlar…..!?

    Şimdi mutlaka şöyle düşüneceksiniz; “Hiç tanımadığım, görmediğim ve şu an çok uzaklarda olan bir insan alkol kullanmamıza üzülmüş…Deli midir nedir? “

    • kulavuzm

      Merhabalar! Değerli yorumunuz için öncelikle teşekkür ederim, düşüncenize de saygı duyduğumu belirtmek isterim. Alkol bağımlısı olan ya da bunu insanlara özendirmeye çalışan biri değilim; fotoğraflarda alkol olduğunu da sizin yorumunuzdan sonra kontrol edince farkettim. 🙂 Bireyler olarak; tüm dünyada birbirinden farklı insanlar olduğunu her zaman düşünerek; o insanların da yaşam tarzlarına her zaman ve her yerde saygı duymamız gerektiğine inanan biriyim. Önemli olan düşünceler ve paylaşmak değil mi zaten?

      Keyifli okumalar…

  • phantom

    Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Okurken aynı gezide sanki sizinle beraber yolculuk yaptım. Daha güzel seyahatler dilerim. (alkol kullanıp kullanmamanız yada diğer hususlar beni ilgilendirmiyor özgür insan özgür dünya (:…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*