Gezi Yazıları,  Türkiye

Bursa

Saat sabah 05:30. Ezan henüz okunmuş, kuşlar yeni uyanmış tavuklar ise günün ilk yumurtalarını bırakırken; bir çift, Anadolu Üniversitesi yolcu indirme-bindirme alanında Kamil Koç’un Bursa seferini yapan günün ilk otobüsünü bekliyordu.

Bu sefer istikamet Bursa’ydı. 5:30 gibi iddialı bir saatte yola çıkmak ise tamamen gün ışığından daha fazla yararlanmak, daha fazla yer görmekti. Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren ve bu sürenin neredeyse tamamında uyuduğumuz rahat bir yolculuğun ardından Bursa’ya vardık.

kozahan

 

Bursa güzel bir otobüs terminaline sahip. Oldukça büyük, ağaçların arasında bir terminal. Sağda solda onun bunun hayratıdır yazan su sebilleri var, su ücretsiz temin edilebiliyor. Bunun haricinde bir diğer güzel yanı şehrin neredeyse tüm dolmuşları, otobüsleri ve taksileri terminale uğruyor. Aynı zamanda terminal içerisindeki Burulaş (Bursa Ulaşım) kulübelerinden BuKart ve tek yön bilet temin edebiliyorsunuz. Tek Yön bilet 3 Lira, Bukart ise 3.5 TL. BuKart’ı aldıktan sonra içine 10 TL yükleyip kullanmak daha avantajlı geldi bize.Bursa’da belediye otobüsüne binmeden önce son bir kez daha Bursa içi rotamızı kontrol ettik ve bu rota doğrultusunda 38 Numaralı Kent Meydanı – Terminal otobüsünü kullandık. Bu otobüs şehrin tüm güzel yerlerinden geçen bir otobüs. Asmerkez, Kent Meydanı, Zafer Plaza, Tophane, Heykel vb. önemli yerlerden geçiyor.İlk durağımız Tophane’ydi. Zafer Plaza’nın tam karşısındaki Balibey Han’ın önündeki durakta inip aynı Han’ın yanındaki merdivenlerden Bursa Kalesi’ne doğru tırmandık. Kale’nin yanında dizilmiş kebapçıların önünden de geçerek Tophane’ye doğru devam ettik. Tophane, bence Bursa’nın panoramik görüntüsünün en iyi izleneceği parklardan bir tanesi. Aynı zamanda parkın hemen girişinde Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey ile devletin ikinci sultanı Orhan Bey’in türbeleri; türbelerin yanında ise İstiklal Savaşı Şehitleri Anıtı bulunuyor. Burayı ilginç kılan ve pek çok turist çeken durum da bunlar aslında. Parkın içerisinde görkemli çınar ağaçları, parka adını veren ve İstiklal Savaşı’nda kullanılan toplar ve 1906 yılında yıkılan Saat Kulesi’nin yerine yeniden yapılan 6 Katlı bir saat kulesi bulunuyor. Tüm bu huzurlu ve uhrevi ortamda ise şehir manzarası eşliğinde çayınızı yudumlayabileceğiniz ya da güzel bir Osmanlı Yemeği yiyebileceğiniz kafeler mevcut. Biz de sabahın erken saatleri olması nedeniyle türbeleri güzelce gezip dualarımızı edip dileklerimizi diledikten sonra bol bol fotoğraf çekip güzel Bursa manzarası eşliğinde çaylarımızı yudumladık.

Osman Bey ve Orhan Bey’e veda edip Bursa Kalesi içine yapılmış tarihi ve şirin evleri gezmeye koyulduk hemen. Hafiften kale içindeki sokaklarda kaybolarak o tarihi havayı daha da güzel içimize çektik. Ufak tefek ve dar sokaklarda bir çok türbe ve camii mevcut. Herhangi bir sokağın başı ya da sonu bir türbeye ya da camiiye varıyor. Bu nedenle Sinem çantasında taşıdığı şalını bir takıp bir çantasına geri koydu, söylenmeyi de ihmal etmedi 😀

Camiileri, türbeleri gezerken belli adaplar ve kurallar da varmış. Biz de yeni öğrendik. Örneğin bayanların kafasını kapamak zorunda olduğu, türbelere kıçımızı dönmememiz gerektiği, kolların bileklere kadar kapalı olması vb. ilginç kurallar var. Birine uysanız, diğerine uyamıyorsunuz. Garip de biraz. Turistler pek sallamıyor tabii bu durumu ama bizim cengaver güvenlik görevlilerimiz duruma el koyuyor eksküz mi diyerekten.

Bursa Kalesi Türkiye’de güzelce korunmuş ve günümüze kadar gelebilmiş ender kalelerden biri. Tabii ki yine bir çok bölümü depremlerde yıkılmış, bazı kısımları çalınmış. Ancak yine de gözle görülebilir ilgi çekici sütunlar ve Roma dönemlerinden kalma kalıntılar mevcut. Kale, özellikle turistlerin de ilgisini çekiyor olsa gerek, Kale etrafına yapılmış pek çok pansiyon ve otel var. Aynı zamanda turla gelen turistlerinde uğrak yeri Bursa Kalesi. Kale üzerinden yine güzel bir Bursa manzarası izleyebilmek mümkün.

Bursa Kalesi’nden aşağıya doğru inerken saatimiz 11’i gösteriyordu. Kahvaltı için özel bir yer aramıyorduk aslında, sadece karnımızı doyurup gezmeye devam etmek istiyorduk. Ve bu amaçla en iyi planın rotamıza devam ederek karşımıza çıkan güzel bir yerde yemek yemek olduğuna karar verdik.

Ancak bu rotada ilerlerken Bursa içerisinde en çok seveceğimiz yere denk geldik, Koza Han. Bursa’da bizi en çok etkileyen, en çok beğendiğimiz yer burası oldu nedense.

Koza Han, eskiden ipek böceği kozalarının satışının yapıldığı bir yermiş. Bu kozalardan elde edilen ipek kumaşlar, Bursa’nın tekstil merkezi olmasında ilk rolü oynamış. Koza Hanın içinde: geniş, dikdörtgen bir avlu bulunuyor. Han iki katlı.  Tam olarak sayısını bilmiyorum ancak 100’e yakın oda var içerisinde. Bu odalar şu anda ipekten üretilmiş kumaşlar, giysiler, elbiseler ve rengarenk şalların, eşarpların satışlarının yapıldığı dükkanlar olarak kullanılıyor. Hanın tam ortasında, küçük bir mescid bulunuyor. Diğer hanların mescidlerine göre bu biraz daha bakımlı ve modern. Hanın doğusunda ise bir başka Han var. Aynı zamanda Koza Han’ın bir kapısı şehire diğer kapısı ise Uzunçarşı’ya açılıyor.

Böylesine güzel bir yerde kahvaltı yapılmaz mı? Hele bir de çeşit çeşit poğaçalar, börekler satan bir tezgah ve tavşan kanı çay yapan bir kafetarya varsa yapılır elbette.

Koza Han’da yaptığımız kahvaltının ardından hediyelik ve hatıralık eşyalarımızın da bir bölümünü temin ederek, yolumuza devam ettik. İstikamet; Heykel, Yeşil Türbe, Yeşil Camii ve Türk – Osmanlı Eserleri Müzesi’ydi.

Yürüyerek gezdiğimiz için rotaya pek sadık kalamadık. Sürekli ilginç birşeyler görüp fotoğraf çekiyor, ara sokaklara girip çıkıyorduk. Gezmenin en güzeli bence. Toplu taşıma araçları ve bol yürüyüş.

İlk durağımız Heykel’e yaklaşık bi 10 dakika yürüyüşle vardık. Heykel dediğim Atatürk Heykeli. Ancak Atatürk’ün kendine en çok benzettiği heykel bu. Karşısında da devlet tiyatrosu var, arkasında ise Bursa Kent Müzesi. Atatürk bu heykelde tüm görkemiyle ve asker giysileriyle at üzerinde durmakta, sağ eliyle de batıyı işaret etmektedir.

Heykel’in arkasındaki Kent Müzesi bugüne kadar gördüğüm ender şehir müzelerinden bir tanesi. Müzeye, müze kartla ya da BuKart ile girebilmek mümkün. Müze içerisinde Bursa’nın tüm tarihi görsel olarak, heykellerle ve yazılarla anlatılmış. Geçmişten günümüze kalıntılar ve özel koleksiyonlar da yine müze içerisinde mevcut. Bence Bursa’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri Kent Müzesi.

Müzeden çıktıktan sonra daha fazla vakit kaybetmeden dosdoğru Yeşil Türbe ve Camii’ye doğru yürüdük. Yeşil Türbe’ye doğru yürürken Setbaşı diye bir semtten geçiliyor. İsmini sanırım köprüden ve altından geçen akarsudan almış bir yer. Akarsu kıyısındaki kafeler de çok hoş. Köprüden geçip sola doğru devam edince Yeşil Türbe’ye geliyorsunuz.

Yeşil Türbe’nin dış mimarisi, iç mimarisi ve çevresi de yemyeşil bir yer. İznik çinileriyle kaplanmış bir türbe. İçerisinde Çelebi Sultan Mehmet Han’ın sandukası yer alıyor. Defalarca onarılmış olmasına rağmen içinde hala o Osmanlı’nın Otantik havası fazlasıyla mevcut. Türbe içinde üzerinde kabartma bir kitabe var. Aynı zamanda yine türbe içinde Mehmet Han’ın yakınları bulunuyor. Evliya Çelebi’de bu türbeyle ilgili gezi yazılarına yer ayırmış. Aynı zamanda bu türbe, Bursa’nın da sembollerinden bir tanesi.

Türbenin tam karşısında Yeşil Camii var. Ulu Camii kadar olmasa da o da büyük ve görkemli bir Camii. Ne yazık ki burayı, tadilatta olması nedeniyle gezemedik.

Biraz aşağılarında Türk – Osmanlı Eserleri Müzesi var. Bahçesi bile insana merak uyandıran bir müze. Ancak buranın içerisini de resmi tatil olması nedeniyle gezemedik. Dışından bir kaç fotoğrafla yetinmek durumunda kaldık. 🙂

Yeşil Türbe’yi ve çevresini gezdikten sonra salına salına Ulu Camii’ye doğru yol alıyoruz. Ulu Camii’ye varmadan önce ara sokaklara dalalım, biraz kaybolalım diyoruz. Derken kendimizi bir anda Tuz Pazarı Çarşısı’nda ve Uzun Çarşı’da bulduk. Karşılıklı yüzlerce dükkan, binlerce ürün, organik pazarlar, kuyumcular ve daha niceleri…

Osmanlı İmparatorluğu Bursa’yı fethettiğinde Bursa, Askeri Üs’ten başka bir şey değilmiş. Osmanlı Bursa’yı yaratma sürecinde hanlar, hamamlar, saraylar, camii’ler yapınca ortaya bir Uzun Çarşı aksı çıkmış. Uzun Çarşı’da zaten Kapalıçarşı’nın doğuşu. Yıllar geçtikçe tahrip olan, yanan, yıkılan Kapalıçarşı tüm düzenlemeler ve restorasyon çalışmalarının ardından şu anda Bursa’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiş. Gerçekten biz bile içerisinde gezerken kaybolduk ama aradığımız herşeyi de bulup satın aldık. Size tavsiyem, bayanları sakın buraya alışverişe getirmeyin! 🙂

Kapalıçarşı’nın ardından Ulu Camii’ye yanaşıyoruz. Etrafında bir tur atıp bir kaç fotoğraf çekiyoruz. Ancak öğlen saatinde camii ve çevresi çok kalabalık olması ve girmek istediğimiz bölümünden buradan erkekler giremez diye çığlıklar yükselmesi nedeniyle, girmekten vazgeçiyoruz.

Bursa’ya gidip Atatürk’ün Evi’ni ziyaret etmeden dönülür mü? Dönülmez… Çekirge Semti’nin en güzel yerinde yer alıyor Atatürk Evi. Atatürk’ün yattığı yatağı, çorbasını içtiği kaseyi ya da vatanı, milleti daha iyi noktalara getirebilmek için yaptığı planlarda kullandığı çalışma odasını Bursa’da ziyaret etmek ayrı bir şerefti benim için. Her Atatürk Müzesi’nde olduğu gibi yine tüylerim diken diken oldu.

Atatürk Evi’nin tam karşısında da Bursa Kültürpark var. Boşuna Yeşil Bursa demiyorlar buraya, Kültürpark tam bu tanıma uyan bir yer. Sessiz, sakin ve huzurlu bir öğle vakti için Bursa’da tercih edilebilir. Ama daha fazlasını beklememek lazım. Biz de bu sakinliğ ayak uydurup dinlenme moduna aldık kendimizi hemen; tabii ki ayakkabılarımızı da çıkararak! 🙂

Ulu Camii, Atatürk Evi ve Kültürpark’ın ardından Zafer Plaza’ya da uğruyoruz. Oradan da meşhur Uludağ Kebapçısı’na İskender yemeye gidelim diyoruz. Navigasyonumu açıp başlıyoruz yürümeye. Yürü yürü Bursa’nın içine girdik. Dar dar sokaklar, tek katlı evler gelmeye başlıyor. Sanki köy. sinem sürekli bu kadar meşhur bir yer neden burada? Niye böyle bir yere yapmışlar? diye sorular soruyor, bir yandan da yoruldum diye ağlanıyordu. Bense kararlı bir şekilde navigasyona uyup kimseye sormama prensibim nedeniyle yola devam ettim. Sonuç? Hüsran… Varış noktasına geldiğimizde karşımıza koskocaman harabe çıkıyor. Ne kebap var, ne kebapçı… 🙂

Neyse biz de prensipleri kenara savurup halka sora sora başlıyoruz kebapçıyı aramaya. Neyse ki 4-5 kişiye sorarak yaklaşık 15-20 dakika içerisinde buluyoruz bu köhne ama meşhur Uludağ Kebapçısı’nı.

Uludağ Kebapçısı yapılan tüm anketlerde, araştırmalarda Türkiye’nin en iyi İskender’ini yapan kebapçı olarak ün salmış. Tüm anketlerde 1.sırada. Çok çok küçük bir dükkan aynı anda 50-60 kişi yemek yiyemez. Ancak duvarlarında aklınıza gelen tüm ünlülerin (Cem Yılmaz’dan Emel Sayın’a, Tarkan’dan Hakan Şükür’e) resimleri var. Bu kadar ün saldıysa İskender’ini bir de biz tadalım diyoruz. ” Ustam 1 Porsiyon hanfendiye, 1 buçuk’ta bana” her zaman olduğu gibi 🙂

İskender’i gerçekten muhteşem. Hayatımda yediğim en lezzetli İskender Döner kesinlikle. Çok kalın kesilmiş ve tam kıvamında pişmiş bir et. Et’i böyle ısırdığınızda ağızda dağılıyor hemen, inanılmaz bir şey. Bugüne kadar sağda solda İskender diye kandırılmışız resmen. Bu bambaşka bir İskender’di.

E hayliyle ‘bambaşka’ İskender’in hesabı da ‘bambaşka’ oluyor. Güzelce fotoğraflarımızı çektirip, mekanda ayrılıyoruz. Cemil Usta’mızla da el sıkışmayı ihmal etmiyoruz.

Uludağ Kebapçısı’nın olduğu mekanın adı Kent Meydanı. Kent Meydanı aynı zamanda bir alış veriş merkezi. Ama yer altına doğru inen bir alış veriş merkezi. Oldukça güzel mağazalar var içerisinde. Biraz gezip, Starbucks’a oturup günün yorgunluğunu atıyoruz üzerimizden. Dışarıda da 1 Mayıs için yapılan bağrış, çağrış ve gösteriye göz atıyoruz bir yandan.

Saatler 7’yi gösterdiğinde yavaş yavaş terminale doğru gidiyoruz. Otobüsümüz 21:00’da olduğu için terminalin hemen yanındaki IKEA ve Anatolium’da biraz oyalanıp otobüsümüze binip Eskişehir’e dönüyoruz.

Bursa’yla ilgili aklımızda kalan en önemli şey ise; muhafazakar halkı. İnsan Bursa’da gezerken bir an kendini Konya’da sanıyor.

Bu arada gezimiz ile ilgili bir fiyat hesaplaması çıkararak yazımı sonlandırmak istedim. Çok geziyosun, çok para harcıyosun diyenler var. Birlikte bir göz atalım.

Bursa’ya gidiş dönüş otobüs bileti: 30 TL
BuKART ücreti: 3.5TL + gün içi ulaşım.
Koza Han’da çift kişilik kahvaltı: 6 TL
Setbaşı’nda öğle yemeği: 10 TL
Uludağ Kebapçısı’nda İskender: Porsiyonu 20 TL.

Bursa’da tüm türbelere ve camiilere giriş ücretsiz. Kent müzesine de müze kart ya da bukart ile girilebiliyor.

Güzel bir haftasonu gezmesi isterseniz Bursa’yı tavsiye ederim.

Saygılar, sevgiler efenim.

Seyahat etmeyi ve yazmayı; deneyimlerimi başka insanlarla paylaşmayı seviyorum. Yaptığım her gezi ve yazdığım her yazı bilinmeyen soruların ve tutkulu deneyimlerin bir parçası.

16 Yorum

  • kulavuzd

    Ay bi de baska bisey dikkatimi cekti bak simdi.. Bursa’yi fethettiklerinde onlar daha Osmanogullari, ya da Osmanli Beyligi filan degiller miydi? Osmanli Imparatorlugu olduklarinda artik gozleri Viyana’da, Misir’da filandi, Bursayi napsinlar! 🙂 Ben mi yanlis hatirliyorum tarihi acaba??

  • kulavuzd

    Bursanin bazi semtleri var, adini simdi hatirlayamiyorum, boyle yukarlarda bi yerlerdeydi, oralar cok farkliydi mesela. Ben de her Bursaya gidisimde boyle yerler gezdigimden, turbeydi, camiydi vs., Bursayi daha iyi bilmezdim. Ama o semti mesela boyle Etiler Ulus gibi filandi.. Cok hosuma gitmisti, evler, insanlar, sokaklar filan.. Ayrica boyle guzelce de bi carsisina gitmistim baska bi vakit. Boyle Kibris Sehitleri gibi bi sokagi vardi misal. Bi barda oturup icmistik filan.. Gayet de iyiydi, turbeden camiden daha iyi gelmisti 🙂

  • kulavuzd

    Bi de bu Koza Han cok guzelmis.. Hayalimde canlandiriyorum da, gercekten kahvalti etmek oyle bi yerde keyifli olmali.. Optum ablacim, yeni rotalarinda, yeni yorumlarimla gene bi araya geliriz 🙂

  • kulavuzm

    abla maşallahin var yardırmışsın yine bir sürü yorum vallahi 🙂 Bursa’nın yukarı semtlerini gezmeye vaktimiz olmadı günübirlik gittik çünkü ama heykel taraflarındaki evler hoşuma gitti benim de. bahsettiğim çarşı sanırım uzun çarşı, baya büyük ve kıbrıs şehitlerine benziyor. ama bar falan göremedim ben o yüzden başka bir sokak da olabilir ya da senin gittiğin zamandan sonra değişmiş olabilir 🙂 Fatih Sultan Mehmet caddesi diye bir yer var, büyük bir cadde ama karşılıklı bir çok bar mevcut belki orasıdır. 🙂

    Bu arada evet sanıyorum imparatorluk değillerdi o zaman, Osmanoğulları ya da Beyliği falandılar. Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri burada olduğuna göre muhtemelen öyleydi yani 🙂

    Ayrıca İskender yememiş olsaydık eğer, bu gezimiz gerçekten oldukça ucuza geliyordu. İskender son dakika golü attı bize 🙂

  • Serdar Öztürk

    Sinem ve Mertcan ikilisi gezelim görelim öğrenelim tadında olmuş, başarılı.Tebrik ediyorum.
    Serdar abiniz…

    • kulavuzm

      Aslında aklımızdaydı Cumalıkızık’a uğramak ancak oranın harika sokaklarında dolaşmak ve lezzetlerini tatmak henüz kısmet olmadı. Bir sonraki Bursa ve çevresine yapacağımız gezilerde mutlaka uğrayacağız. 🙂

  • Kazım

    şans eseri denk geldim yazınıza . Bursalı olarak dışarıdan nasıl göründüğünü nasıl anlattığınızı merak ettim açıkçası . daha sonra yazı içerisinde ilerlerken uludağ kebapçısını aramanıza takıldım bir anda bizim deli Hasanın evi olarak tarif ettiğimiz kendi evimin iki sokak altını görünce şok oldum . anlaşılan bayağı bi gezmişsiniz iyi geziler size .

  • Gamze AY

    Merhaba,
    Ben de internetten Bursa ile ilgili bilgi almak isterken buldum blogunuzu.Bizde eşimle gitmek istiyoruz.İsabet oldu blogunuzu keşfetmem.Fotograflar şahane.Gezmediğiniz yer kalmamış 🙂 Umarım biz de sizin gibi hemen her yeri bulup gezebiliriz 🙂

  • Gamze

    Merhaba,
    Biz de eşimle Bursa’ya gitmek istiyoruz. Bilgi almak için internette gezerken rastladım blogunuza.Harika anlatmışsınız.Fotograflar da şahane. Umarım biz de sizin gidebildiğiniz her yeri bulup geniş bir gezi yapabiliriz 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*