Gezi Yazıları,  Türkiye

Bodrum

Nasıl anlatsam, nerden başlasam?

O kadar keyifli bir kaç gün geçirdim ki Bodrum’da, gerçekten neresinden yazmaya başlayacağımı bilemiyorum. 1 haftadır da bu yüzden blog işini aksattım. Bir anda planladım herşeyi ve yaklaşık 2-3 saat içerisinde otobüs biletleri ve konaklama işini hallederek aynı gece çıktım yola.

Bu kadar ani bir gezi için alel acele planlar, bodrum haritaları, ne yapılır , ne yenir ne içilir gibi tüm bilgileri not alarak gece 12 otobüsüyle Kütahya, Afyon, Denizli, Aydın ve Milas üzerinden sabah 11 gibi vardım Bodrum’a.

Marina’da kahvaltı yaparken manzara böyleydi.

Eskişehir’in buz gibi ve yağmurlu havasından sonra ilaç gibi geldi Bodrum. Yaklaşık 25 derecelik bir sıcaklık vardı. Sıcaklığı hisseder hissetmez ceketler çantaya, şapkalar kafaya geçirildi. Saat 11 gibi indiğim için 1-2 saatlik bir vaktim vardı otele yerleşmeye. Hemen meşhur Yunuslar Pastanesi’ne gidip bir kaç poğaça alarak marinadaki Bodrum Denizciler Derneği’ne oturdum.

Güzel bir marina havası ve kahvaltıdan sonra doğru otelin yolunu tuttum. Bazı oteller vardır, internet sayfasından bakarsınız ve güven konusunda emin olamazsınız; benim de rezervasyon yaptırdığım otel böyleydi; Hotel Centrale. Resimleri, web sitesi ve hakkındaki yorumlar çok iyi değildi bu yüzden tek gecelik bir rezervasyon yaptırmıştım ancak daha sonra muhteşem konumu ve hizmeti nedeniyle 1 gece daha burada konakladım.

Bodrum’daki ilk günümde hemen otelin çok yakınındaki Myndos Kapısı’nı gezmeye gittim. Halikarnassos’un giriş kapılarından olan Myndos Kapısı’nın MÖ 360’larda yapılmış. Büyük İskender’in askerlerinin, önüne kazılan hendekler nedeniyle geçemediği kapı burası. Kuleler ve hendek bilinen ölçüleriyle ortaya çıkarılmış, ancak kulelerden sadece biri orjinal yüksekliğinde günümüze ulaşabilmiş. Yakınında bulunan Türk mezarlığı ile Helenistik ve Roma dönemlerine ait tonozlu mezarları görebilirsiniz.

Myndos Kapısı

Otelde çok fazla oyalanmış olduğum için, Myndos Kapısı’nı gezdikten sonra yavaşça hava kararmaya başladı. Acıkan karnım nedeniyle de yavaşça Bodrum Yat Limanı kenarından Barlar Sokağına doğru yürüdüm. Bu esnada Bodrum Marina yakınlarındaki ‘Cook Shop’ ta akşam yemeği işini hallettim. Güzel, nezih bir mekan. Yemekleri oldukça lezzetli; ancak menü biraz pahalı.

Bodrum Barlar Sokağı’nı çok met etti herkes; ama ben çok değişik bir yanını göremedim. Ayrıca çok fazla bar da göremedim. İnceden İzmir Kemeraltı’nı ve Kuşadası Çarşısı’nı anımsattı bana. Küçük küçük beyaz duvarlı dükkanlar; fahiş fiyatlar ve ilginç satıcılar. Herşey vardı Bodrum Barlar Sokağı’nda. Mekanlar çok kötü. Allah’tan bira ucuz. Burayı dostlarım neden bu kadar övdüler bana, anlayamadım.

Halikarnas’tan kale görünümü.

Yorgun olmam ve Barlar Sokağı’nın çok cezbedici olmaması nedeniyle otele geçip uyuyorum erkenden.

Ertesi gün kalktığımda ilk iş hemen dünyanın yedi harikasından biri olan Kral Mausollos’un Mezarı bir diğer adıyla Halikarnas Müzesi’ni gezmeye gittim. Müze hakkındaki ilk görüşümü belirtmem gerekiyor: ‘Taş Toprak Müzesi”. Türk insanı olarak bizler; abartıyı çok seviyoruz. Şöyle güzel, böyle güzel vay efendim inanılmaz bir yer diye anlatılan bir yer burası. Ancak gelin görün ki taştan topraktan ibaret bir yer. Zerre koruyamamışız burayı da. Aslında 15. yüzyıla kadar buralar iyi korunmuş ancak haçlı seferleri sırasında St. John şövalyeleri bölgeye gelip dağıtıp bugün Bodrum Kalesi olarak adı geçen büyük bir kale yapmışlar. Bu kalenin yapımında da Halikarnas Mozolesi’nin nerdeyse bütün taşlarını kullanmışlar. Böyle garip bir hikayesi var bu dünyanın 7.harikasının. Bu arada Halikarnas Mozolesi, Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından yaptırılmış bir mezar. Mezar’ın kalıntıları, mezar odaları vb. pek çok eseri gezip görerek fotoğraflayabiliyorsunuz.

Antik Dünya’nın 7. Harikası. (!)

Mozoleyi gezdikten sonra Türkiye Tarihi’nin en önemli sanatçılarından biri olan Zeki Müren Müzesi’ni gezmeye gittim. Zeki Müren öldükten sonra Bodrum’daki yazlığı müzeye çevrilmiş. Zeki Müren’in kullandığı eşyalar, plakları, yemek yediği tabakları, yattığı yatakları, oturduğu koltukları; sahne kostümlerini, makyaj malzemelerini ve en önemlisi içinde yaşadığı evi gezebiliyorsunuz. Güzel bir Müze ve müze kartla girebilmek mümkün. Eşyalar çok iyi korunmuş. Benim en çok hoşuma gidense Zeki Müren’in arabasıydı.

Bodrum Kalesi’ni gezmeden önce ufak bir yemek molası verdim yine. Sahildeki Dr.No Burger çok iyi bir mola noktası. Leziz hamburgerlerini denemenizi tavsiye ederim.

Yemek molasından hemen sonra oyalanmadan Bodrum Kalesi’ni gezmeye gittim. Aslında Bodrum Kalesi’nden ziyade Su Altı Arkeoloji Müzesi’ni merak ediyordum. İkisi hep ayrı ayrı lanse edilmişti ancak Bodrum Kalesi’ni gezdikten sonra yaklaşık 15 dakika Su Altı Arkeoloji Müzesi’ni aradım. Sonra güvenliğe sordum hemşerim bu nerede diye. Meğer Bodrum Kalesi’nin bir diğer adıymış Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi. Ufak bir şaşkınlıktan sonra devam ettim yoluma ben de. Bodrum Kalesi devasa boyutlarda bir kale. Ancak hiç bir kulesine çıkış izni yok ki bu çok çok hayal kırıcı bir durum. Yani bir kalede herhangi bir kulenin tepesine çıkamayacaksam; bir iki manzara fotoğrafı çekemeyeceksem ne anladım ben bu işten?

Bodrum Kalesi’nden.

Bodrum Kalesi’nde 5 kule bulunuyor; İtalyan Kulesi, Fransız Kulesi, Alman Kulesi, Yılanlı Kule ve İngiliz Kulesi. Hiçbirine çıkmak mümkün değil. Kulelerin giriş kısımları müze olarak kullanılmış. Bodrum Kalesi içerisinde pek çok açık alanda eserler sergilenmekte. Bunların haricinde de kale içerisinde müze koleksiyonlarında bulunan eserler Türk hamamı, Amphora sergilemesi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları ve Alman Kulesi’nde sergileniyor.

Bodrum Kalesi’nde bir sağa bir sola gezip yorulduktan sonra marinadan Bardakçı Koyu’na geçiyorum. Amacım biraz denize girmek ve keyif yapmak. Bu geçiş için marina’dan kalkan teknelere binebiliyorsunuz, 5 lira karşılığında. Güzel bir deniz havası ve bir kaç fotoğraftan sonra varıyorsunuz koya. Bardakçı Koyu Mavi Bayraklı bir plaj ancak burada Halk Plajı olarak anılan bölümden denize girmek pek mümkün değil. Sahilin diğer tüm kesimlerini de oteller sahiplenmiş.

Denize giremeyince yukarı yel değirmenlerine çıkayım diyorum. Uzun bir yokuş ve tırmanıştan sonra varıyorum yel değirmenlerine. Yel değirmenleri biraz yıkılıp dökülmüş olsa da gövdeleri sapasağlam ayakta. Biraz ilgi ve alakayla restore edildiği takdirde çok güzel bir seyir alanı oluşturulabilir. Çünkü bu bölümden Bodrum Manzarası harika! Ayrıca bir tane yel değirmeni restore edilmiş ve iyi bir durumda.

Yavaştan hava kararınca otele uğrayıp oradan da yine Barlar Sokağı’na doğru yol alıyorum. Bodrum’a gelip balık yemeden dönülür mü? Dönülmez tabii. Kale manzaralı güzel bir restoran olan The Place restoranda güzel bir rakı&balık’la günün yorgunluğunu atıyorum. Bodrum içerisinde gördüğüm en uygun fiyatlarda buradaydı bu arada. Eskişehir’deki öğrenci menüleri gibi menülere sahip olan tek yerdi. Turistlerin de favori mekanlarından biri.

Bodrum’daki son günümde böyle bir manzaraya karşı kahvaltı ettim.

Bodrum’daki son günümde Antik Tiyatro ve Oasis alışveriş merkezlerini geziyorum. Antik Tiyatro’ya merkezden yarım saatlik bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Zaten Bodrum’da 1 ya da 2 kez ulaşım aracı kullandım. Her yere yürüyerek gitmeniz mümkün. Antik Tiyatro kapalıydı, restorasyondan dolayı sanırım. Bende uzaktan fotoğraf çektim, manzaraya baktım ve Oasis’e doğru ilerledim. Bodrum’daki tek alışveriş merkezi sanıyorum. Çok karışık yalnız. İçinde kaybolmamak elde değil.

Geziden sonra dönüş yolculuğum için oldukça vaktim kalınca otele geçtim ve biraz havuz keyfi yaptım. Eskişehir’in soğuklarından sonra biraz güneş ve havuz iyi geldi.

2012 yılında Türkiye Sınırları içerisinde yaptığım son gezi diye düşünüyorum Bodrum gezim için. Aslında geziden ziyade bir tatildi bu. Önümüzdeki yaz aylarında biraz para biriktirip eylül gibi Hollanda, Belçika, Fransa, İspanya, İtalya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti ve Almanya’yı kapsayan 1 aylık ‘Mega’ bir gezi planım var.

Şimdilik yazılarıma ara veriyorum.

Sevgilerle.

Seyahat etmeyi ve yazmayı; deneyimlerimi başka insanlarla paylaşmayı seviyorum. Yaptığım her gezi ve yazdığım her yazı bilinmeyen soruların ve tutkulu deneyimlerin bir parçası.

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*